Adnan Polat

            23 Şubat 1953 Tarihinde Erzurum’da hayata gözlerini açan Adnan Polat ilkokul ve ortaokul eğitimini Erzurum’un Aşkale ilçesinde tamamlamıştır. Ailesinin İstanbul’a göç etmesinden ötürü lise eğitimini İstanbul Işık lisesinde tamamlamıştır.

Üniversite eğitimini de İstanbul’da tamamladıktan sonra yüksek lisans eğitimi görmek için Amerika’ya gitti. 1976 yılında, Long Island Üniversitesi‘nde İş İdaresi öğrenimini tamamladı.

Yüksek lisans eğitimini de başarı ile tamamlamasının ardından Türkiye’ye dönen Adnan Polat aile şirketi olan Polat İnşaatta şantiye şefi olarak görev almaya başlamıştır. İnşaat sektöründe kendini çok iyi bir biçimde geliştirdikten sonra Ege Seramik yönetiminde çeşitli yönetim kademelerinde görev almaya başlamıştır.

Çok koyu bir Galatasaray taraftarı olan Adnan Polat gençliğinden bu yana gönül verdiği takımın bir parçası olmak istemiş. Bu sebeple 1992 ile 1996 yılları arasında Galatasaray kulübünde Futbol Komitesi Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

Bir dönem siyasi hayatı da aktif olan Adnan Polat 1997 senesinde Tayland Fahri konsolosluğu görevinde bulunmuş. Ayrıca 1999 senesinde de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuştur. Adnan Polat çok az bir farkla başkan seçilememiş ve siyasi hayatına nokta koymuştur.

Adnan Polat 2001 senesinde SERKAP (Seramik Kaplama Malzemeleri Üreticileri Birliği) Başkanlığı’na seçilmiştir. 2002 yılında da Türkiye Seramik Federasyonu Başkanı seçilmiştir. Bu anlamda sektörde çok aktif bir yatırımcı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Adnan Polat halen TÜSİAD, İKV ve İTO üyesidir ve Ege Seramik Şirketler Topluluğu’nun yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor.

1980 yılında hayatını Ayşe Polat ile birleştiren Adnan Polat bu evliliğinden Eda ve Kerim adında iki çocuk sahibidir.

Adnan Polat çok sevdiği Galatasaray’dan bir türlü kopamamış Galatasaray’ın zor günlerinde yanında olmuş ve maddi kriz döneminde kulüp için para toplayarak bu süreci atlatmasını sağlamıştır. Mart 2006 tarihinden Mart 2008 tarihine kadar Galatasaray Spor Kulübü Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş. Galatasaray’da yeniliklere öncülük ettiği için 2008 yılı mart ayında yapılan Başkanlık seçimini kazanarak Galatasaray Spor Kulübü’nün 33. Başkanı olmuştur. 7 Mart 2010 tarihinde yapılan Galatasaray Spor Kulübü Seçim Genel Kurul Toplantısı sonucunda seçimi kazanmış ve Galatasaray Spor Kulübü’ne tekrar başkan seçilmiştir.

14 Mayıs 2011 tarihinde yapılan Galatasaray Spor Kulübü başkanlık seçimlerinde Ünal Aysal başkan seçilerek başkanlığı Adnan Polat’tan görevi devralmıştır.

Nejat Uygur

         10 Ağustos 1927 yılında Gaziantep Kilis’te hayata gözlerini açan Nejat Uygur’un babası Subay, annesi ise öğretmendi. Çok küçük yaşlardan bu yana oyunculuğa ilgili olan Nejat, henüz ilkokulda eğitim görürken tiyatro ile haşır neşir olmaya başlamış. O dönemlerde Kilis’in ünlü yerel sanatçılarından biri olan İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilmiştir. Babasının subay olmasından ötürü okul eğitimini Anadolu’nun çok farklı şehir ve kasabalarında sürdürmek zorunda kalmıştır. Gitmiş olduğu her yerde tiyatro faaliyetlerinde bulunmuş ve tabiri caizsse cevizden çıkma bir sanatçı olma temellerini atmıştır. Sırasıyla Çanakkale ve Manisa’da ortaokul eğitimini tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisine yazılarak eğitim görmeye başlamıştır. Buradaki derslerin tiyatro ağırlıklı olmamasından ötürü sıkılmış ve bitiremeden ayrılmıştır.

Nejat Uygur küçüklüğünden bu yana aktif bir yaşamı kendine ile edinmiş. Yani nerede bir hareketlilik varsa oraya yönelirmiş. Bir dönem Sarıyer Halk Evinde boksa ilgi sarmış ve bu sporla uğraşmış. Aynı şekilde Atletizmle de uğraşmış ve iyi bir at binicisidir.

Tiyatroya olan bağlılığından ötürü 1949 yılında Uygur tiyatrosunu kurarak kendisi gibi tiyatro oyuncularını bir çatı altında toplamak istemiştir. Amatör tiyatro yaşamını da dahil edecek olursak 60 yıllık bir tiyatro sanatçısı olduğunu söyleyebiliriz. Bu süre içerisinde toplamda 56 tane büyük ödül sahibi olmuştur. 1998 yılında ise devlet sanatçısı olma şerefine nail olmuştur.

Nejat Uygur 1950 senesinde tiyatro ortamında tanıştığı Necla Uygur ile evlenmiştir. Bu evlilikten Ahmet, Süheyl Uygur, Süha, Kemal ve Behzat Uygur adlarında 5 tane erkek çocuğu vardır. Süheyl ile Süha, ikizdirler.

Nejat Uygur’un Abisi Zeki Ayhan Uygur, Türkiye’de iken Deniz Kuvvetlerinde Deniz Tabip Albayı idi. Emekli olduktan sonra Amerika’ya gitti. Şu anda Amerika’da çalışan dünyaca ünlü beyin cerrahlarından biridir.

Nejat Uygur, 10 Eylül 2007 tarihinde beyin damarlarında oluşan bir tıkanıklık nedeniyle vücudun sol tarafında kısmi felç oluşmuştur. Bu sebeple uzun bir süre tedavi olduktan sonra bilinci yarı kapalı bir şekilde 2008 yılının yazında taburcu edilmiştir.

Kaldırıldığı İstanbul Medistate Kavacık Hastanesi’nde 18 Kasım 2013 tarihinde solunum yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetti.

Almış Olduğu Ödüller:
1999 – 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri “Belkıs Dilligil Onur Ödülü”
2006 – Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülü “En İyi Tiyatrocu”
2007 – Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması “Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü”

Tiyatro Oyunlarından Bazıları :
Alo Orası Tımarhane mi?
Aman Özal Duymasın
Benim Annem Evden Neden Kaçtı
Cibali Karakolu
Hanedan
Hastane mi? Kestane mi?
Kaynanatör
Miğferine Çiçek Eken Asker
Minti Minti
Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı?
Son Umudum Milli Piyango
Şeyini Şey Ettiğimin Şeyi
Şeytandan 29 Gün Evvel Doğan Çocuk (Minti Minti 2)
Zamsalak

Oynadığı Filmler:
1970 – Cafer Bey
1971 – Cafer Bey İyi, Fakir Ve Kibar
1974 – Cafer’in Nargilesi
2004 – Vizontele Tuuba
2007 – Beyaz Melek

 

Cahit Sıtkı Tarancı

            4 Ekim 1910 tarihinde Diyarbakır’ın merkez Camii Kebir Mahallesinde hayata gözlerini açan Cahit Sıtkı Tarancı’nın asıl adı Hüseyin Cahit’tir. İlkokul eğitimini Diyarbakır’da tamamladıktan sonra ortaokulu İstanbul Saint Joseph lise eğitimini ise Galatasaray Lisesinde tamamlamıştır. Okulda Ziya Osman Saba ile tanıştı. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Mülkiye Mektebine gitti ancak başarılı olamayarak oradan ayrıldı. Okumak ve kendini geliştirmek için Cumhuriyet Gazetesinde kısa hikâyeler yazarak kazandığı paralar ile Paris’te siyasal bilgiler fakültesi eğitimine başladı. İkinci dünya savaşının baş göstermesi ile birlikte okulu tamamlayamadan geri döndü.

İkinci dünya savaşından ötürü askerlik görevini yapmış. Askerlik bittikten sonra Çalışma Bakanlığı ve Anadolu Ajansında çeşitli bölümlerde çalışmıştır. Bu süreçte ünlü yazar Baudelaire’nin eserlerini de çevirmiştir.

Cumhuriyet Gazetesine yazdığı hikayeler ve Fransızca çevirileri ile edebiyat çevrelerinde tanınan bir yazar haline gelmeye başlamıştır. Edebiyat dünyasıyla gerçek anlamda ilk tanışması ise 1930 senesinde Servet-i Fünun Dergisinde yayınlamış olduğu şiirleri olmuş.

Cumhuriyet döneminin en ünlü şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı küçüklüğünden beri edebiyata ve güzel sanatlara ilgi duyardı. İlk şiir yazması ise lise yıllarında oldu. Batılı şairleri okuması ve Paris’te bulunmasından ötürü çok sentez yapmış ve batının etkisinde şiirler yazmıştır. Özellikle Fransız şairlerin çevirilerini yapmasından ötürü, şiirlerinde Fransız şiirinde işlenen yoğun duyguları gözlemleyebiliriz.

Onun tanınmasına imkan sağlayan en önemli şey 1946 senesinde Cumhuriyet Halk Partisi taraşından düzenlenmiş olan şiir yarışmasında Otuz Beş Yaş şiiri ile yakaladığı birincilik olmuştur. Cahit Sıtkı Tarancı’yı dönemin şairlerinden ayıran en önemli yönlerden bazıları sade, açık ve anlaşılır bir üslubunun olmasıydı.

Şiirlerinde daha çok yaşama sevinci, aşkın ebediyeti ve güzelliğini vurgulayan, ölümün çaresizliğini irdeleyen şair, anlatım gücüyle de edebiyat çevrelerinin ve halkın takdirini topladı. Ölüm korkusuna ve ölüme hemen hemen her şiirinde yer veren ve ölümü kötü belleyen Tarancı’nın, şiirlerine çoğu zaman bohem, hoşnutsuzluk, sıkıntı hâkimdir.

O dönem Edebiyat çevrelerince hüküm sürmüş olan “Sanat için sanat” Tarancı da bağlı kalmıştır. yazdığı şiirlerin içeriklerinde, sevda, yalnızlık, kaçış, yaşadığı hayatın buruklukları, çocukluk özlemi ve geçmişe hasret olan Tarancı’nın eserlerinde, kendinden başkasının adı geçmez. Kişisel şiirler yazan Tarancı da şiirlerinde, Ahmet Haşim gibi, çirkinliğinden ve sevilmediğinden yakınır.

Ömrü boyunca çıkarmış olduğu eserler Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957), Ziya’ya Mektuplar (1957) ve Bütün Şiirleri (1983) adlı kitaplarda eserleri birleştirilen şairin, arkadaşı Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar da yazarı tanıma açısından önemlidir.

1954 Aralık ayı içerisinde çok ağır bir akciğer hastalığına yakalanan ve tedavisi Türkiye’de yapılamayacağı için Viyana‘ya giden Cahit Sıtkı Tarancı, 13 Ekim 1956’da, Viyana’da hayata gözlerini yummuştur. Aynı dönem içerisinde Ankara’ya getirilerek toprağa verilmiştir. Tarancı ölümünden sonra, 1957’de, Varlık Dergisi tarafından düzenlenen bir ankette, halk tarafından en beğenilen yazar seçilmiştir.

Ferhat Göçer

            23 Haziran 1970 senesinde Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde hayata gözlerini açan Ferhat Göçer anne ve babasının öğretmen olmasından ötürü tayinlerinin İzmit’e çıkmasıyla İzmit Samanlı dağlarındaki bir dağ okulu köyünde ilkokulu bitirmiştir. Ortaokul ve lise eğitimini ise İzmit Merkez da okudu. 1985 yılında İzmit lisesinden mezun olduktan sonra dönemin ÖYS sınavında başarı göstererek İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesinde Tıp eğitimi görmeye başlamıştır. Eğitimine devam ettiği sıralarda küçüklüğünde en büyük hayallerinden biri olan ses sanatçılığı için Devlet Konservatuarı Şan bölümüne ön lisan kaydını gerçekleştirmiştir. Bu süreçte Devlet Opera ve Balosunda ses sanatçısı olarak çalışmıştır.

İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesi eğitimini tamamladıktan sonra mecburi tıp eğitimini görmek için Şanlıurfa’ya atanan Ferhat Göçer bu sebeple 2 yıl boyunca sözleşmeli olarak görev aldığı Devlet Opera ve Balosundan geçici süreliğine ayrılmak zorunda kalmış.

Şanlıurfa’da bir yıl zorunlu eğitimini tamamlamış ve ardından 1994 senesinde Haydarpaşa Numune Hastanesi Genel Cerrahi bölümünde asistan olarak görevine başlamıştır. Aynı zamanda çok sevdiği ses sanatçılığı için de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı şan bölümüne kayıt yaptırmıştır.

Devlet Konservatuarı şan bölümündeki arkadaşları ile birlikte Turkuaz adlı bir grup kurdular. Ferhat göçer bu grubun öncülerinden biriydi. Bu sebeple daima ön plana çıkıyordu. Günay Restoranda Ajda Pekkan gibi önemli sanatçılarla çalıştı. Sonrasında çeşitli gece kulüplerinde tek başına sahne almaya başladı. 

Gece kulüplerinde sahne almasından ötürü zamanla büyük tecrübeler kazandı. Repertuarına yerli, yabancı, hal müziği ve Türk sanat müziği gibi birçok tarzda müzik anlayışlarını ekledi. Klasik Türk Müziği‘nın yanında özellikle opera aryaları, çeşitli müzikaller, 60′lı ve 70’li yılların İngilizce parçaları, chansonlar, rembetikolar, İngilizce, Fransızca ve Yunanca parçalarda çalarak, çıkmış olduğu her sahnede çok güzel anlar yaşattı.

2005 yılı içerisinde Çırağan Q Bar‘da sahne alan Ferhat Göçer, aynı yılın yaz sezonunda ise salı geceleri Reina‘da sahne aldı. Bu sahneler ile birlikte magazin programlarında da kendine yer bulmaya başlamıştı. Ferhat göçer ülke genelinde olmasa da artık sosyete arasında fazlaca ismi söylenen bir sanatçı olmuştu.

Seslendirdiği Parçalardan Bazıları

Peppino di Capri’nin Roberta’sı, Notre Dame De Paris’ten Bell ve Tepms Des Cathedrales, Frank Sinatra’dan My Way, Jose Feliciano’nun Rain’i, Santana’dan Corason Espinado, Sarı Gelin, Rüzgar, Münir Nurettin Selçuk’un Kalamış’ı, Weber, West Side Story, Evita gibi müzikaller, Verdi, Donizetti, Bucthi’den aryalar, Allessandro Safina, Emma Shaplin, Nana Mouskouri’den eserler, Lucia Dalla’dan Caruso. Ferhat Göçer’in diğer projeleri arasında, unutulmaz film müziklerini, filmlerden oluşturulan klipler eşliğinde seslendirdiği “Beyaz Perde Ezgileri” önemli yer tutuyor.

Ferhat Göçer’in babası İbrahim Halil Göçer son seçimlerde 2009da, Şanlıurfa – Bozova – Yaylak Belediyesine AKP’den belediye başkanı seçildi.

Evlilikleri
1.evliliği : Doktor Berna Hocaoğlu ile 1993 de evlendi. Beş yıl evli kaldılar, 1998 yılında boşandılar. Yağmur adında bir kızı var.
2.evliliği : Doktor Meltem hanımla 1998 de evlendi.
3.evliliği : Ayla Göksel ile 2001 yılında evlendi. 7 yıl evli kaldılar 16 ocak 2008 de boşandılar. Can adında bir oğlu var.
2011 yılından bu yana Sinema yazarı Ömür Gedik ile birlikte yaşıyor.

Çıkardığı Albümler
2005 – Ferhat Göçer
2007 – Yolun Açık Olsun
2008 – Çok Sevdim İkimizi
2010 – Biz Aşkımıza Bakalım
2011 – Seni Sevmeye Aşığım

Murat Serezli

             3 Ekim 1970 senesinde Metin Serezli ve Nevra Serezli’nin çocukları olarak dünyaya gelen Murat Serezli İlkokul ortaokul ve Lise eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık bölümünde eğitim almaya başlamıştır. Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra kendi mesleği dışında işler yapmaya başladı. Özel Efekt, 3 D sistemleri, post Prodüksiyon seslendirme ve yönetmenlik gibi birçok alanda çalışmalarını sürdürdü. 2005 senesinden bu yana ise kamera arkasından kamera önüne geçiş yaptı.

Kamera arkasında ve önünde gerçekleştirdiği işlerle büyük tecrübe kazandı ve reklamcılık sektöründe önemli projelere öncülük etti. Axess reklamlarında komiser Kemal, Profilo ev aletleri serisinde Grotesk, ile dikkat çekti. Oynamış olduğu reklamlardaki performans ve yaratıcılıktan ötürü Kristal Elma ödülünü almaya hak kazanmıştır.

Reklamcılık dışında film seslendirmeleri, animasyon ve 3 D projeleri gibi birçok alanda kendini göstermiştir. En büyük hayallerinden biri kendi oluşturduğu bir karakter ile birlikte komedi filmi serisi gerçekleştirmektir. Bunun için çalışmaları devam etmektedir.

Murat Serezli, M.U.C.K (Müzik Umutları, Cesaret Kanatlarıydı) dizisinde; enerjik, hiperaktif, yenilikçi, yakışıklı ve komik dekan Engin rolünü üstlendi.

Evlilikleri : Murat Serezli, spiker Handan Güçyılmaz ile 24 Haz 1997 evlendi. Ayrıldılar
Olcay Serezli ile evli ve Ocak 2011 doğumlu, Beste ve Bade adında ikiz kız çocuklarar.

Oynadığı Diziler

M.U.C.K (2012)
Sihirli Annem (2011)
Türk Malı (2010)
Çılgın Kanal (2009)
Teyzanne (2009)
Derman (2008)
Tatlı Bela Fadime(2006)
Hayat Bilgisi (2006)

Oynadığı Filmler

Süpertürk (2012)
Eyyvah Eyvah 2 (2011)
Will (İngilizce) (USA-UK) (2011)
Av Mevsimi (2010)
Herkes mi Aldatır? (2010)
Gelecekten Bir Gün (2009)
Kirpi (2009)
Devrim Arabaları
Kurbanlık (2008)
Görev: Kıbrıs (2008)
İş arıyoruz (2008)

Osmanlı Cumhuriyeti (2008)
Bir İhtimal Daha Var(2007)

Diğer projeleri
İyi beslen mutlu yaşa (TV programı sunuculuğu)
Bir çok radyo ve TV reklamında seslendirme
18. Kristal Elma Ödül Töreni sunuculuğu
Özel gecelerde sunuculuk (en son FARKINDA MISIN)
TRT-1’de Çılgın Kanal’da talk-show: YILDIRIM SHOW
Star TV Kurum Kimlik Sesi (2000-2003)
Star Gazetesi Kimlik Sesi (2002-2005)
Çok sayıda dizi ve sitcom’da konuk oyunculuklar
Bir çok kısa film yönetmenliği, oyunculuğu veya yazarlığı
Aslan Kral’ın Oğlu Leo – Seslendirme

 

Albert Einstein

               Modern fiziğin kurucularından biri olarak bilinen ve İzafiyet teorisini ortaya atan dünyanın en büyük bilim adamlarından biri olan Albert Einstein 14 Mart 1879 yılında Württemberg Almanya’da hayata gözlerini açmıştır. İmkanların daha fazla olmasından ötürü ailesi 1880 yılında Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri olan Munich’e taşındı. Munich’de babası Hermann ve abisi Yakob elektrik üzerine aile şirketi olan Einstein&Cie adlı bir şirket kurdular. Albert ailenin en küçük çocuğuydu. Konuşmaya çok geç başlamıştı. Ailesi ilk zamanlarda bu durumu bir hastalık olarak nitelese de aslında bu gayet normal bir gelişim durumuydu. Einstein ailesi eğitime çok fazla önem verirdi. Bu sebeple Albert için özel dersler ve keman dersi aldırmıştır. Yahudi olmasın rağmen dönemin şartlarından ötürü Katolik okulunda dersler görmeye başlamış. Okulu ve dersleri sıkıcı bulan Albert sürekli derslerden kaçar kendine başka uğraşlar bulurmuş. 1894 yılında Ailesinin iflas etmesinden ötürü İtalya’ya yerleşmişlerdir.

Kendini belli bir alanda geliştirmek ve yeteneklerini keşfetmek için Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü’ne eğitim başvurusunda bulunmuş. Ancak sınavda başarılı olamadığı için kabul edilmemiştir. Babası onun Elektrik mühendisi olmasını istiyordu, ancak onun hayalleri çok farklıydı. İsviçre Aarau’da eğitimine devam eden Albert 1896 yılında tekrar Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü’ne Fizik ve Matematik öğretmen olabilmek için başvuruda bulundu. İkinci başvurusunda okul onu kabul etmişti. Burada Maxwell’in Elektromanyetik Teorisi üzerinde çalışan Albert kısa süre içerisinde farklı ve zekice fikirleri ile dikkat çekti. Okul hayatında okulun tek kadın öğrencisi olan Mileva Maric ile tanışan ve ona aşık olan Albert onunla evlenmek istedi. Ancak Yahudi olmaması ve yaşının da büyük olmasından ötürü ailesi bu evliliğe karşı çıktı. Evlilik dışı birlikte olan çiftin bir kız çocukları olmuş. Bu kız çocuğu evlatlık olarak başka bir aileye verilmiştir.

Swiss Federal Polytechnic Enstitüsünden 1900 yılında mezun olan Albert Einstein bir yıl sonra İsviçre vatandaşlığı için başvuruda bulundu. Başvurusu kabul edildi ve İsviçre vatandaşı oldu. 1902 yılına kadar Winterthur ve Achaffhausen şehirlerinde öğrencilere özel fizik ve matematik dersleri vererek geçimini o şekilde sağlamaya çalışıyordu. Özel ders vermesinin yanında çeşitli okullara öğretmenlik başvurusu yapıyor ve çoğundan da genç olması öne sürülerek ret cevabı alıyordu. Mesleğini icra etmek ve kendini geliştirmek adına daha aktif bir yaşamın olduğu İsviçre’nin başkenti olan Bern şehrine gitti. Burada da matematik ve fizik dersleri veren Albert Einstein Barnese’deki Akademie Olypia etkinliğine katıldı. Bu etkinlikte dönemin en ünlü bilim adamları ile buluşmuş ve onlarla fikir teatisinde bulunmuştur. Kendisi daha sonra bu etkinliğin hayatındaki önemli bir adım olduğunu belirtmiştir. Buradan İsviçre Patent Ofisine geçen ve orada asistan olarak işe başlayan Albert burada çok farklı fizik aletlerinin incelemelerini yapıyordu. Bu birime gelen alet ve formüller ile ilgili incelemeler yaparak kendini fizik alanında geliştiriyordu.

Okulda tanıştığı Milena Maric ile ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen evlenen Albert Einstein Matematikçi olan Mİlena Maric ile birçok ortak yöne sahipti. 1904 yılında ilk oğlu Hans 1910 yılında ise ikinci oğlu Eduard doğdu. İlerleyen zamanlarda Eduard şizofreni teşhisi ile hastaneye yatırılarak tedavi oldu.

İsviçre Patent Enstitüsünde yükselmeye başlayan Albert Einstein Fizik ve Makine teknolojisine çok hakim bir kişi haline dönüşmüştü. Buradaki işlerinin yanında Max Plank’ın Kuantum fiziği teorisi üzerinde de çalışmalarını sürdürüyordu. 1905 senesinde Zürich Üniversitesi bünyesinde “A New Determination of Molecular Dimensions” tezini hazırlayarak doktorasını verdi. “Annus Mirabilis Papers” adında bir teori ortaya attı ve bu teori dünyada birçok üniversitede konuşulup tartışılmaya başlandı. Bu teori ile birlikte dünyada da tanınan bir profesör haline gelmişti. Ayrıca fizik alanında çok farklı ve yaratıcı makaleler yazdı. (Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity) bu 3 ödül ile Nobel Ödülü’ne aday gösterildi. Nobel Ödülü’nün komitesindeki birçok tartışmadan sonra “The Photoelectric Effect” adlı çalışması ile 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü‘nü aldı.

1908 yılında Bern’de okutman olarak göreve başlamıştı. 1909 yılında ise Zürich Üniversitesi’nde profesör olarak görev almaya başladı. Bir süre Prague Charles Üniversitesi‘nde çalıştıktan sonra 1912‘de Zürich’deki görevine geri dönüş yaptı. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı‘nın başlamasından sonra Berlin’de profesör olarak yerel bir üniversitede çalışmaya devam etti. Prusya’da Academy of Science‘a üye oldu. Prusya vatandaşlığına başvurdu. 1914‘den 1933 yılına kadar Kaiser Wilhelm Fizik Entitüsü‘nde müdürlük görevini yerine getirdi. Yine 1920‘den 1946 yılına kadar Leiden Üniversitesi‘nde üstün profesörlük ünvanıyla çalışmalarını sürdürdü.

1921 yılında önceki yıllarda geliştirmiş olduğu Einstein teorisi üzerinde çalışmak için New York‘a gitti. 1933 yılında Hitler‘in Almanya’da başa geçmesi ve ırkçı politikalarından ötürü Alman vatandaşlığından çıkarak Amerika’ya geçti ve Amerika vatandaşı oldu. Amerika Birleşik Devletleri‘nde Princeton Üniversitesi‘nde Institute of Advanced Study‘de profesörlük hayatına ve çalışmalarına devam etti. 1945 yılında Princeton Üniversitesi’nden emekli oldu. 1926 yılında ise Leo Szilard ile zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı projesi üzerinde çalıştı.

1933 yılında Almanya’da Nasyonal Sosyalist Partisi‘nin iktidara gelmesi ve bilim adamlarına karşı bir politika gütmesinden ötürü 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal ATATÜRK‘e bir mektup yazarak bu bilim adamlarının Türkiye’de çalışmalarına devam etmelerini istemişti. Atatürk bu isteği kabul ederek İstanbul Üniversitesi‘nde çalışma imkanı tanımıştı.

1948 yılında Brendeis Üniversitesi‘nin komitesinde görev alarak çalışmalarına devam etti. 18 Nisan 1955 yılında 76 yaşında ani bir iç kanama sonucu hayatını kaybetti. “Generalized Theory of Gravitation” adlı çalışması yarım kaldı. Bu çalışma daha sonra çeşitli bilim adamlarının çalışmalarına da ilham olmuştur.

Ölümünden sonra otopsisini yapan Dr. Thomas Stoltz Harvey beynindeki anormalliği fark etti. Paryetal lobunun normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğunun farkına vardı. Beynin bu bölgesi matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge idi. Ayrıca Einstein’nın beyninin normal insanlardan %73 daha kıvrımlı olduğu gözlemlendi.

Albert Einstein’ın araştırma çalışmaları; Özel Görelilik Teorisi (1905), Görelilik (İngilizce çevirileri 1920 ve 1950), Genel Görelilik Teorisi (1916), Brown Devinimi Teorisi Üzerine Araştırmalar (1926), ve Fiziğin Evrimi (1938). Bilimdışı çalışmaları arasında Siyonism Hakkında (1930), Neden Savaş? (1933), Benim Felsefem (1934) bu çalışmalar en önemlileridir. Bunların dışında birçok çalışması bulunmaktadır

Adnan Menderes

           1899 yılında Aydın ili Koçarlı ilçesine bağlı Çakırbeyli köyünde hayata gözlerini açan Adnan Menderes siyasi tarihimizin en önemli isimlerinden biridir. Dönemin en önemli ailelerinden birileri olan Katipzade İbrahim Ethem Bey ile Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım‘ın oğlu olan Adnan Menderes küçük yaşta hem anne hem de babasını kaybederek anneannesinin yanında yaşamaya başlamıştır. Hayatın bütün zorluklarını tek başına göğüslemeye çalışmış. Anneannesi aile sıcaklığını ona daima yaşatmaya çalışmış.

           Eğitimine İzmir’de devam eden Adnan Menderes Kızılçıllu Amerikan Kolejinde eğitimini tamamlamıştır. Kolej eğitimini görürken 4. Sınıfta askere alındı ve askerde asteğmen rütbesi ile terhis aldı.

            Kurtuluş savaşı dönemlerinde zorunlu askerlik yasasının çıkması ile birlikte 6 Ekim 1920 senesinde tekrar askere alındı ve Aydın askerlik şubesinde görevine başladı. Askeri sınavlara girerek 1921 senesinde Subay oldu. 1 Mart 1922 senesinde Ege bölge komutanının yaveri olarak görev yaptı. Kurtuluş savaşının başarı ile sonlanmasından sonra 1 Ağustos 1923 senesinde Teğmen rütbesi ile terhis oldu.

           Siyasi bir yönünün olmasından ötürü 12 Ağustos 1930 yılında Ali Fethi Bey tarafından kurulmuş olan Serbest Cumhuriyet Fırkası üyesi olarak siyasete giriş yaptı. Ege bölgesinde partinin örgütlenmesinden sorumlu oldu. Bunun yanında Aydın İl başkanı görevini de üstlendi. Partinin kapatılmasından sonra CHP saflarına girdi ve CHP Aydın İl Başkanlığı görevinde bulundu.

          Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenim görüyorken 9. Dönem milletvekili seçimlerinde Aydın ilinden CHP milletvekili olarak seçilmiştir. Ardından 10. 11 ve 12. Dönemlerde de CHP Aydın milletvekili olarak meclisteki yerini almıştır. CHP içerisinde çatlak seslerin çıkmaya başladığı Toprak Kanunu Tasarısı ile birlikte muhalefet kesim içerisinde faaliyetlerde bulunduğu ve tasarıyı reddettiği için partiden ihraç cezası aldı. 25 Eylül 1945 yılında CHP’den Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte ihraç edildiler.

         O dönem içerisinde CHP parti içerisinde muhalefete karşı bir tavır sergilediği için Celal Bayar’da partiden istifa etti ve muhalif kesim ile birlikte 7 Aralık 1945 senesinde Demokrat partiyi kurdular. Adnan Menderes partinin ikinci ismi konumundaydı.

         8. Dönem Kütahya, 9. Dönem ise İstanbul milletvekili olarak kendine yer buldu. 22 Mayıs 1950 seçimlerinde Halkın %53’lük bir kesiminden oy alarak tek başına iktidar oldu ve hükümet kurma görevi kendisine verildi. 10 dönem tekrar İstanbul milletvekili oldu. 17 Mayıs 1954 senesinde hükümet kurdu. 11 dönemde 28 Temmuz 1957 tarihinde tekrar meclis kurulma yetkisi verildi.

        27 Mayıs 1960 yılında darbe yapılmasından ötürü Adnan Menderes hükümeti kaldırıldı. Adnan Menderes çeşitli suçlardan ötürü idam cezasına çarptırıldı. Adnan Menderes tutuklanarak Yassı Adaya götürüldü. Burada kurulan Yüksek Adalet Divanı Adnan Menderese idam cezası verdi.

        17 Eylül 1961 yılında Adnan Menderes İmralı adasında İdam edildi.

        Adnan Menderes’in idam edilmeden önce yazdığı son mektubu:

Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam (bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır) sizlerle beraberdir.

Hayko Cepkin

          11 Mart 1978 tarihinde İstanbul’da hayata gözlerini açan Hayko Cepkin Ermeni asıllı Türk bir ailenin ferdidir. Küçüklüğünden bu yana Marjinal tavırları ve hareketleri ile insanların dikkatini çekmeyi başarmıştır. İstanbul’da Özel Getronagan Ermeni Lisesini bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarında 2 yıllık bir eğitim almıştır. Müzik anlamında gelişime açık ve kendine ait bir tarz yaratmak isteyen Hayko Cepkin bunu fazlasıyla başarmıştır. Timur Selçuk Çağdaş Müzik Merkezinde, şan armoni ve solfej dersleri almıştır. Yine Akademi İstanbul’da 1 yıl piyano eğitimi aldıktan sonra eğitimli bir müzik adamı olarak mesleğini icraat etmeye karar vermiş.

         1997 yılına gelindiğinde artık profesyonel bir klavyeci olarak işe başladı. Demir Demirkan, Aylin Aslım, Ogün Şanlısoy ve Koray Candemir gibi sanatçılarla birlikte sahne aldı. Bu isimlerden bazılarıyla düet, bazılarıyla aranjör, bazılarıyla ise yapımcı olarak çalışmıştır. Murathan Mungan ve Aylin Aslım ile birlikte Söz Vermiş Şarkılar albümünde Kimdi Giden adlı parçanın da düzenlemesini gerçekleştirerek komple bir müzik adamı olduğunu da göstermiş oldu.

           2005 yılında birikimlerinden yola çıkarak bir albüm yapmaya karar veren Hayko Cepkin evde yapmış olduğu, söz ve müziğinin kendine ait olan 10 parçadan oluşan Sakin Olmam Lazım albümü ile piyasaya girişini gerçekleştirmiş oldu.

          İlk kasetinin üzerinden geçen 2 yıl geçtikten sonra 2007 senesinde Rock müzik ağırlıklı olan Tanışma Bitti adlı albümünü çıkarmıştır. Bu albümde Umut Töre ve Poyraz Kılıç gibi Rock müzik aleti çalan müzisyenlerle çalışmıştır.

Hayko Cepkin’in Ayşe Düzkan’a verdiği Röportaj

          Hayko’nun aşk üzerine albüm yapması fikri, her yaptığını beğenen bir hayranı olarak beni biraz tedirgin etmişti açıkçası. Ama Aşkın Izdırabını… aşkla ilgili bilip de söylenmeyenleri anlatan bir albüm. Bu dördüncü albümü, müzikal olarak aşinası olduğu ama önceki albümlerinde başvurmadığı unsurlar kullanmış. Çıkış parçası Paranoya’nın klibi dönmeye başladı zaten. Albümün tanıtımını yaptığı gecede, ilk albümden bu güne yaşadıklarını anlattı sahnede ve izleyen herkesi gülmekten kırdı geçirdi. ‘Headliner’ oldukları Avşa Festivali, orada sahneye çıkar çıkmaz alanın boşalması, üç bin kişinin Avşa’nın sokaklarına kaçması, Şebnem Ferah’ın kendisi şarkı söylerken sahne arkasında top oynadıklarını gördüğü ekibini ve kendisini “gözleriyle dövmesi”…  Sadece orada değil röportaj sırasında da, her şeyi taklit ediyor, insanı güldürüyor.  Sigarayla açıyoruz lafı “Ara sıra bıraksam mı diyorum. Ama sonra vazgeçiyorum, çok yalnız kalırım” diyor.  Hayko tıpkı müziği gibi, beklenmedik bir anda beklenmedik bir derinlik, beklenmedik bir duygu…

-Aşkın Izdırabını… gerek müzikal gerekse içerik olarak çok cesur bir albüm… Önce müzikal olandan söz etmek istiyorum. Teatral vokal mesela…

          Teatrali öbür albümlerde de kullanıyordum ama daha rahat kullanıyorum artık. Stüdyo ortamında mekanikleşiyorsun, duygusunu sevmediğim zaman o tiyatro albüme girmedi. Daha önce ‘Sil abi ben onu bulacağım’ derdim. Bu sene onu stüdyoda çok daha rahat teatral bir şekilde okuyabilmek için çalışma süresini önden başlattım. Aslında hep böyle yapılması gerek ama memleket şartları ortada. ‘Aman kasımı kaçırmayalım’, ‘aman ekimi yemeyelim’, ‘şirket şöyle diyor’ gibi şeyler olduğu, gerek ekonomik gerek bilmem ne olarak müzisyenin rahat bir hayatı olmadığı için… ‘Hemen yenisini çıkartalım, aman kazandibi olduk, hadi tekrar alevlensin’ falan diye aynı tongaya düşüyorsun. Bu sene aynı tongaya düşmemek için kendime vakit ayırmaya çalıştım. Ayırdım mı, hayır. Ama mesela kendimi zorla atlayışlara götürdüm. İkincisi çocuklarla önce evde çalıştık. Sonra stüdyoya girdik ve stüdyo sekiz gün sürdü.  İki gün vokal, iki gün gitarlar, üç gün davullar, bir gün bas. Çok hazırlık yaptık.

-Bu teatral okumalarla, Timur Selçuk’un öğrencisi olduğun hissediliyor.

         Evet evet. Timur Selçuk’un öğrencisi olmuş, Hakan Kurşun’la anlaşma imzalamış biriyim. Enteresan adamların bileşkesinden türedim, sağ olsunlar. Timur Selçuk’u şimdi daha iyi anlıyorum artık.

-Rashit de Timur Selçuk’un Bıktım Dünyayı Sırtımda Taşımaktan’ını söylemiş. Dinledin mi?

        Yok dinlemedim, albümde mi söylemişler single mı?

-İnternette paylaşmışlar. Bir tür iade-i itibar var o tür müziğe.

           Hoca’ya zaten iade-i itibar olması lazım, bana göre. Bana göre iade-i itibar edilmesi isimlerden biri de Moğollar… Cahit Abi’yle de konuşuyorum. Bence sizin de bir tribute, toplama hikayesinin içinde olmanız lazım diyorum.

-Bu albümde ikinci cesur konu içerik. Artık aşk dünyada en dokunulmaz konu…

          En çok kullanılan konu. (gülüyor ve hayali birini taklit ederek konuşuyor) Yaşadıklarımdan yola çıktım. Ben de bu sene diyorum ki, bütün röportajlarda ‘Evet, hepsini yaşadım’ diyeyim. (gülüyor)

-Halbuki ‘Hiçbirini yaşamadım’ demişsin.

         Bugüne kadar yazdığım hiçbir şeyi yaşamadım ki. Hep hayal ettim. Ölümü nasıl yaşayayım ki…

-Bu albümde aşka çok eleştirel bir yaklaşım var.

          Tabii canım. Hastalık işte, virüs. Çok tanıdığın bir adamın bir anda nasıl değiştiğini görüyorsun.  Niye o halini müziğe uygulamayasın ki? Her seferinde standart halini ele alasın ki? Çok güzel bir şeymiş gibi. Evet güzel bir şey ama çok da rahatsızlık veren bir şey, düşünmen gerekenleri geri plana atmana sebep olan, yapman gerekenlerin sıralamasını değiştirip öne çıkan bir şey.

Berdan Mardini

             Aslen Mardinli bir ailenin çocuğu olan Berdan Mardini 5 Kasım 1978 yılında Diyarbakır’da hayata gözlerini açmıştır. 7 çocuklu bir ailenin 6. Çocuğu olan Berdan Mardini’nin annesi ev hanımı babası ise Devlet Memurudur. Babasının memur olmasından ötürü ülkenin birçok ilini gezmek zorunda kalan Berdan eğitimini de bu sebeple çok değişik okullarda tamamlamıştır. 

Doğumundan 8 yaşına kadarki dönemi Diyarbakır’da geçiren Berdan Mardini babasının tayininin Isparta’ya çıkmasından ötürü ilkokul 3. Sınıftan itibaren Isparta da okula devam etmiştir. Okulda güzel sanatlara olan ilgisini öğretmenler keşfetmiş. Özellikle piyes, tiyatro ve ses oyunlarında sesinin güzelliği onu farklı kılmıştır.  

İlkokul ve ortaokul yıllarında çeşitli şiir yarışmalarında ve ses yarışmalarında birincilikler elde eden Berdan, aynı zamanda sosyal aktivitelerde de girişken biri olmuştur. Ortaokulda 3 yıl Lise döneminde ise 2 yıl tiyatro oynamıştır. Bir dönem müziğe çok fazla ilgi duymaya başlayan Berdan okuldaki yarışmalara katılıyor. Ve Enstrüman çalmak için okul bünyesindeki bağlama kursuna da katılıyordu. Enstrüman çalmayı o kadar çok istiyordu ki bazen gizliden abisinin bağlamasını alarak evde bağlama çalışıyordu. Babası emekli olduktan sonra aile İstanbul’a yerleşti.  

İstanbul’a geldiklerinde Berdan Mardini Lise 3. Sınıfa devam ediyordu. Avcılar Süleyman Nazif Lisesinde eğitimine devam Eden Berdan bu okuldan Mezun olmuştur. Lise eğitimi süresince yine okuldaki ders dışı sosyal faaliyetlere ağırlık vermiş ve aktivitelere katılmıştır. Okul bittikten sonra Üniversite sınavına girmiş ve başarılı olamamıştır. Babasının açmış olduğu tekstil atölyesinde Berdan ailesine destek olacak ve iş hayatına bu vesile ile atılacaktır. Tekstil atölyesinde bütün evrelerde çalışan Berdan ortacı ve makineci görevlerinde daha fazla bulunmuştur. İşini yaparken müzikten ve bağlamadan kopmayan Berdan Mardini çok iyi bir bağlama ustası ile tanışmış. Onunla birlikte bağlama çalmayı daha iyi öğrenmiştir. Bir gün arkadaşı ile barda bağlama çalıp şarkı söylerken bar sahibi bunları görmüş ve Berdan’ın sesini çok beğenmiştir. Berdan’a kendi barında şarkı söylemesi için teklifte bulunmuştur. Bu açıdan Berdan’ın sanat dünyasına atılmasını bir tesadüf olarak niteleyebiliriz.

Gündüzleri iş yerinde ailesine destek olan ve harçlık çıkaran Berdan geceleri ise Barda şarkı söylüyor ve insanlar eğlendiriyordu. Bu bara gelen kişiler onun sesinde çok etkileniyordu. Bir süre sonra İstanbul’un çok farklı yerlerinden teklifler alan Berdan artık daha lüks ve güzel bir Barda sahne alarak ses kalitesini herkese göstermek istiyordu. Ailesini de düşünen Berdan bu konu ile ilgili olarak ailesine açıldı ve teklifleri değerlendirerek zamanını tamamen bu işe adamak istediğini belirtti. Ailesi de bu konuda ona tam destek verdi.

Berdan artı sevilen bir ses ve birçok yerden teklif alan önemli bir sahne sanatçısı olmuştu. Bakırköy Prestij Barda sahne alırken kısa süre sonra kendini göstermiş ve daha büyük gece kulüplerinden sahne teklifleri almıştır. Bu arada sanat konusunda da kendini geliştirerek dersler almıştır.

Çok kısa süre içerisinde büyük gelişimler gösteren Berdan artık albüm yapmak istiyordu. 2000 yılının Kasım ayı içerisinde ilk albümünü çıkarmıştır. Büyük beğeni toplayan bu albümü ile birlikte çeşitli konserler vererek ülke genelinde çok sevilen ses sanatçıları içerisindeki yerini almıştır. 

Gülben Ergen

            25 Ağustos 1972 yılında İstanbul’da hayata gözlerini açan Gülben Ergen, ortalama bir Türk ailesinin kızı olarak yaşamını idame ettirmiştir. İlkokul ve ortaokul eğitimini tamamladıktan sonra Erenköy kız lisesinden mezun olmuştur. Lise eğitimi gördüğü dönemlerde sinemaya ilgi sarmış ve ileride önemli bir sinema sanatçısı olarak kendini hayal edermiş. Lise 2. Sınıftayken girmiş olduğu Sineme Yıldızı Yarışmasında 2. Seçilerek bu anlamda hayallerini gerçekleştirmek için bir fırsat yakalamıştır. Hürriyet Gazetesi tarafından gerçekleştirilen bu yarışmadan sonra lise eğitimini bitiren Gülben Ergen bir mankenlik ajansına girerek mankenlik yapmaya başlamıştır.

Lisedeyken girdiği bu yarışma onun geleceğine de etki etmiştir. 1988 yılında yönetmenliğini Samim Değer’in yaptığı Biz Ayrılamayız isimli sinem filminde Bülent Ersoy ve İsmet Özhan ile oynamıştır. Yine aynı şekilde 1988 yapımı Kartal Tibet yönetmenliğindeki Deniz Yıldızı da onun kariyerinde önemli bir yere sahiptir. 1989 yılında Cüneyt Arkın ile Av filmi yine 1989 yılında Eşraf Kolçak ile oynadığı Kanun Savaşçıları da artarda oynadığı önemli filmlerden bazılarıdır. Bu filmler henüz kariyerinin başında olmasına rağmen önemli oyuncular ile oynaması kariyerini olumlu etkilemiştir.

Sinema filmlerinde yüzünü görmeye alıştığımız Gülben Ergen artık dizilerde de oynamaya başlamıştı. 1990 yılında Orhan Kemal’in kitabından esinlenerek yapılan TRT yapımı Hanım’ın Çiftliği dizisinde Erol Taş ve Fikret Hakan ile hemen bir yıl sonra 1992 yılında Halide Edip Adıvar’ın kitabından esinlenerek dizi filme çevrilen Yol Palas Cinayeti de önemli oyuncular ile oynadığı ikinci dizi filmdi. 

Küçüklüğünden bu yana önemli bir Star olacağının hayallerini kuran Gülben oynadığı film ve diziler ile hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyordu. 1994 senesinde Maksim Gazinosunda İbrahim Tatlıses’in kadrosunda kendine yer bulan Gülben sesinin de güzelliğini keşfederek bu anlamda da şansını denemeye karar verdi. 1995 yılında İbrahim Tatlıses’in Haydi Söyle adlı şarkısının klibinde de oynamıştır. Daha sonra yine İbrahim Tatlıses’in yönettiği ve seslendirdiği Fırat adlı parçanın klibinde de oynamıştır.

Sesinin iyi olduğunu keşfeden Gülben Ergen çevresinin de kendini desteklemesi ile birlikte artık bir kaset çıkarmaya karar verdi. 1997 yılında ilk albümü olan Merhaba ile piyasaya giriş yaptı. Kendini iyice tanıtan Gülben 1998 yılında Huysuz Virjin ( Seyfi Dursunoğlu ) ile bir Show programı düzenlemiş burada oldukça sevilmiş ve izleyicilerin beğenisini kazanmıştır. Hayallerindeki gibi şöhret basamaklarını bir bir tırmanmaya başlayan Gülben kendine has bir program olan Gümbür Gümbür Gülbence adlı program ile önemli bir hayran kitlesine sahip olmaya başladı. Gülben’in kariyerinin en önemli noktalarından biri de hiç kuşku yok ki Marziye dizisi oldu. Kadir İnanır ile başrolleri paylaştığı dizi TGRT ekranlarında milyonlarca kişiyi erkan başına çekti.

Yaptığı programlar ve diziler ile milyonları ekranlara çeken Gülben 1999 yılında Avşa Film Festivalinde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. 2000 yılına gelindiğinde ise Gülben Ergen İkinci albümü olan Kör Aşık ile piyasaya giriş yaptı. Yine kariyerinin önemli dönemeçlerinden biri olan Dadı dizisinde Haldun Dormen ve Kenan Işık ile oynamıştır. 2000 yılında Hem Atın Objektif Ödülleri hem de Altın Kelebek ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülmüştür.

Gülben Ergen 1998 ve 2001 yılları arasında TGRT de yayınlanan Gülbence adlı programda sunuculuk yapmıştır. Ardından 2001 yılında Gülbence adlı bir dergi çıkararak bunun genel yayın yönetmenliğini üstlenmiştir. 2003 senesinde Hürrem Sultan adlı dizide Yasemin Kozanoğlu ve Deniz Türkali ile oynamıştır.

2004 senesinde Sultan’s of the Dance” ve ”Anadolu Ateşi” adlı dans grupları ile ülkemizi çok iyi bir biçimde temsil eden Yılmaz Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan ile hayatını birleştirmiştir. 18 Ocak 2007 senesinde Atlas İsminde bir erkek çocuk dünyaya getiren Gülben Ergen 22 Haziran 2009 yılında ise ikiz çocukları Ares ve Güney’i doğurmuştur. 

Çocukları çok seven Gülben Ergen bu anlamda Çocuklar Gülsün adlı bir proje gerçekleştirerek bu projeye de öncülük etmiştir. Yine aynı şekilde Tema Vakfı için de çok önemli bağışlarda bulunmuş ve vakfın faaliyetlerine doğrudan katılmıştır. Bu iki proje kapsamında ülke genelinde 13 tane okul yaptırmış ve çeşitli yerlerde ormanlar kurulmasını sağlamıştır.

Günlük hayatında ailesi için yemekleri kendisi yapmaya gayret gösteren Gülben Ergen meyveleri çok sever ve sebze ağırlıklı yemeklere yönelir. Mutlu giden evliliği 11 Nisan 2012 yılında bir aldatma ile son bulmuştur.

2013 yılının yeni yayın döneminde ATV ekranlarında Gülben adlı programla dönen sanatçı programın ilk konuğu olarak Okan Bayülgen’İ ağırlamıştır.

Aldığı Ödüller:

1987 – Hürriyet Gazetesi Sinema Güzeli 2. ödülü,
1999 – MGD Tv Başarı Ödülü,
1999 – Avşa Film Festivali En İyi Bayan Oyuncu ödülü,
1999 – TGRT Evita Gülbence programının gösterdiği başarılı grafik ödülü
1999 – Magazin Gazetecileri Derneği – 7.Altın Objektif Ödülleri- 1998 yılının televizyon başarısı ödülü
2000 – MGD En İyi TV yıldızı,
2000 – Magazin Gazetecileri Derneği – 8. Altın Objektif Ödülleri – 1999 yılının televizyon en iyi kadın tv yıldızı ödülü
2001 – Magazin Gazetecileri Derneği – 9. Altın Objektif Ödülleri – 2000 yılının televizyon en iyi kadın tv yıldızı ödülü
2001 – Altın Kelebek – 2000 yılının en iyi kadın oyuncusu ödülü
2001 – Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı Onur Üyeliği,
2002 – MGD En İyi Kadın Oyuncu,
2002 – Altın Kelebek En İyi Tv Oyuncusu,
2004 – Kral Tv Video Müzik Ödülleri – En iyi arabesk – fantazi kadın şarkıcı,
2005 – Kadir Has Üniversitesi – En has albüm: Uçacaksın
2005 – 2004 Yılının en iyi tüketicisi ödülü
2005 – 6.Tüketiciyle Dost Altın Kalite Zirvesi 2004 yılının en iyi sanatçısı ödülü
2005 – Fatih Üniversitesi 2004 Yılının En Aktif Kadın Sanatçısı Ödülü
2005 – Müyap en çok satan albüm ödülü (600 binlik satış ile uçacaksın albümü).
2006 – Altın Nota Müzik Ödülleri 2005 yılının en iyi Pop-Fantezi Kadın Sanatçısı ödülü
2006 – Kadir Has Üniversitesi – En has albüm: 9+1 Fıkır Fıkır
2006 – Jetix Ödül Töreni – En iyi kadın şarkıcı
2008 – En İyi Kadın Sanatçı
2008 – En İyi Şarkı (Sürpriz)
2009 – En Çok Satan Albüm (Aşk Hiç Bitmez)
2009 – En Çok İndirilen Albüm (Aşk Hiç Bitmez)
2009 – En Has Albüm (Aşk Hiç Bitmez)
2009 – Yilin Yorumcusu
2009 – AB Kalite Onur Ödülü
2009 – En İyi Pop-Fantezi Kadın Şarkıcı
2009 – Yılın Klibi (Yalnızlık)
2010 – En İyi Düet (Oğuzhan Koç – Giden Günlerim Oldu)
2010 – Yılın Şarkısı (Giden Günlerim Oldu)
2010 – En İyi Pop Kadın Şarkıcı
2010 – En İyi Düet (Oğuzhan Koç – Giden Günlerim Oldu)
2010 – En İyi Albüm
2010 – Yılın Sosyal Girişimcilik Projesi Ödülü
2010 – En Çok İndirilen Şarkı (Giden Günlerim Oldu)
2011 – En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
2011 – En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
2011 – En Has Sosyal Sorumluluk Projesi
2011 – En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
2011 – En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
2012 – En Çok İndirilen Şarkı (Şıkır Şıkır)
2013 – Yılın Sanatçısı
2013 – Yılın En Başarılı Sosyal Medya Kullanıcısı
2013 – Vakıf Özel Ödülü
2013 – En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi

Yaptığı Albümler:

1997 – Merhaba
1999 – Kör Aşık
2002 – Sade ve Sadece
2004 – Uçacaksın
2005 – Gülben Ergen Live in İstanbul
2005 – 9+1 Fıkır Fıkır
2006 – Gülben Ergen
2008 – Aşk Hiç Bitmez
2009 – Uzun Yol Şarkıları
2011- Şıkır Şıkır
2011 – Hayat Bi Gün
2012 – Durdurun Dünyayı
2013 – Düşman Olmaz Benden
2013 – Sen

Oynadığı Filmler:

1988 – Biz Ayrılamayız
1988 – Deniz Yıldızı
1989 – Av
1990 – Hanımın Çiftliği (TRT)
1991 – Kanun Savaşçıları (TRT)
1992 – İşgal Altında (TRT)
1994-1995 – İki Kız Kardeş (Show TV)
1997 – Fırat (Star TV)
1998-2001 – Marziye (TGRT)
1998-2001 – Gümbür Gümbür Gülbence (TGRT) (talk show, sunucu )
2001-2003 – Dadı (Show TV, atv, Star TV)
2002-2003 – Hürrem Sultan (Star TV)
2006 – Gönül (Kanal D)
2008 – Gülben Ergen’le Sürpriz (atv) (talk show, sunucu )
2009 – Popstar Alaturka (Fox TV) (yarışma, juri )
2011-2012 – Gülben (TRT) (Gündüz programı, sunucu)
2012 – Benzemez Kimse Sana (Star TV) (Yarışma )
2013 – Bir Milyon Kimin? (Show TV) (yarışma, juri
2013 – Gülben (Show TV) (Gündüz programı, sunucu)